BÜTÖV AZƏRBAYCAN OCAQLARI
ANADOLU'DA VE BALKANLAR'DA ESKİ TÜRK İZLERİ

18:53 / 26-12-2016   /   baxış - 477

Türk tarix qurumu  XXIII konqessi. Millətlərarası konfrans materialları. 2014-ci il 15-19 sentyabr

Ön Asya ve Balkanlarda eski dönemden bugüne kadar yaşanan etnik kimlik süreçler henüz tam araştırılmamıştır. Türk Elinin yeni Rönesans aşamasını yaşaması ile bu sorun daha da güncel oluyor. Zira, son zamana kadar bu bölgelerde yaşayan halkların tarihinin öğrenilmesi uzun süredir yanlış "Altay dil teorisi" temelinde yapıldı . Bu teori ise Türklerin bu bölgelere gelişini sadece Halkların Büyük göçü ile bağlıyor. Bu tür asılsız fikirlere göre Türkler, güya bu topraklara Hunlar'la gelmiş ve sadece 1071 yılı Selçukluların Malazgirt savaşında Rumlar üzerinde zaferinden sonra Anadolu'ya sahip olmuşlardır[1]. İnteresandır ki, neredeyse tüm Avrupa ve Rus bilim adamlarının araştırmalarında Türkler göçebe, barbarlar gibi sunulmaktadır. Batı ve Rusya tarihçileri arasında süren uzun vadeli "bilimsel çekişmelerden" sonra gayri resmi olarak “belirlenmişrtir” ki, Türklerin Ön Asya'ya gelişine kadar M.Ö. III binyılda burada esasen sami dilliler hakim olmuş ve yaklaşık M.Ö. II binyılın sonralarına buraya hindavropalıların akımı başlamıştır. Neredeyse, aynı manzarayı biz Balkanlar'da yaşanan etnik olayların araştırılmasında görüyoruz. Değerlendirmelere göre, Balkanlar'da hindavropalıların gelişine kadar efsanevi Pelask'lar yaşamış ve sonraları hemin efsanelere göre, onları Zeus başta olmak üzere Yunan Olimp Tanrıları oradan qovmuşdular. Yunanların Balkanlara baskınları M.Ö. III - M.Ö. II sonu / I binyılın başlanğıcını kapsar. Ama halen bilim adamları hindavropalıların oluştukları araziyi belli etmemişlerdi. Bu kadar büyük mekan ve zaman farkı aslında Samilerin ve Hindavropalıların Türklerle tüm ilişkileri M.S. II-IV yüzyıllara kadar dışlar. Fakat bir yandan ister sami, gerekse hindavropa (Yunan/Latin) dillerinde fazla Türk sözlerinin mevcutluğu, diğer yandan ise Hun, Selçuk, Kayı ve Moğollar akımı sonucunda Balkan, Anadolu ve Azerbaycan'da ırk yönünden moğol ırkının olmaması, tüm ismi geçen sorunların yeniden araştırılması gerektiğini gösteriyor.

Azerbaycan ve Anadolu Türklerinin Türklerin oguz iline mensup olması önemli konudur. Anlattığımız gibi, Anadolu ve Azerbaycan'ın türkleşmesini şimdiye kadar Hun saldırıları ile bağlıyorlar. Türkler bu bölgelere gelmişlerse, o zaman "türkleşme" sürecinde kendileri ile birlikte bu bölgelere diğer etnik hususlar da getirmişler demektir. Bunların arasında önemlisi müziktir. Azerbaycan müziğinde (aşık ve mukam türleri) ise pentatonikanın, Altay müzik özelliklerinin[2]ve nüfus arasında Moğol ırkının olmaması, bize Altay teorisinin yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor.Şimdi delillere başvuralım.

Öncelikle belirtilmelidir ki, onomastika malzemeleri ismi geçen bölgelerde çok sayıda «t~r» kök samiti olan isimlerin olduğunu kanıtlıyor. Örneğin, civi yazılarda URU.TUR - Van, Urmiye ve Gökçe (Sevan) gölleri aralarında yer ismi;[1]Azerbaycanda turukki, tukriş boyları[2]; Bibliyadakı Togarma/Torgom; Kuran'da Tur; Ταρ(ι)γηνος- lidiyalılar tarafından Zeus'un adlandırılması; Tαρκων- Etrüsk kentlerinin yaratıcısı; Hitler'de Tarhu–wessu; Ermenilerde Turk Angeh.[3]Eponim - tanrıların isimleri antroponim şeklinde kullanıldığı için, burada biz "Türk" ismini açıkça görüyoruz .

Yapılan kazılar ve onomastik bilgiler Ellinlerin ismi geçen bölgelere gelişinden önce Kiklad, Girit ve Miken nüfusunun yüksek kültüre sahip olduğunu ve gelme Rumların sosyal gelişimde onlardan daha düşük düzeyde olduklarından düşman gibi yerli halkların kültürünü yok ettiklerini doğruluyor. Fakat, barbar-Rumlar bu toprakları ele geçirdikçe yerel kültürü benimsemek zorunda kaldılar.[4]Yunanlılardan önceki kültürle tanışma ise bize sonraları dünyaya "Helen kültürü" gibi sunulan kültürün gerçek taşıyıcılarının kim olduğunu tespit ediyor. Onunla tanıştıktan sonra aslında Truva/Troya Savaşının "Avrupa"nın Türklere karşı başladığı ilk yaptırım savaşı olduğu anlaşılıyor.İlginçtir ki, Türk tarihine damğa vuran iki önemli devlet adamı, Fatih sultan Mehmet ve Mustafa Kemal Atatürk Truvalı/Troyalıların Türk olduğuna inanıyorlardı. Rivayete görə, Fatih İstanbul’u alınca, Atatürk de Dumlupinar’da düşmanı yenince, “Truvalıların öcünü aldım!” demişlerdi[5].

Tüm dönemin kaynakları birbirleriyle silsile ilişkisinde bulunuyor. Bazen sonraki yazarlar önceki kaynaklarda dikkate alınmayan bilgileri açıklar. Fakat, bu yazarların çağdaş ideolojik çekişmelerden habersiz ve kasıtlı yanaşmalardan daha özgür oldukları malum. Örneğin XIII yüzyıl İsland salnameçisi Snorri Sturulson Truva'nın düşüşü ile ilgili olaylardan böyle bahsediyor: "Odin ve onun karısına vahiy verilmiştir ki ... onu yükseldecekler ... ve o, şimdi As denilen Türklerin (!-Yazar) ülkesini terk ederek yola düzelmeği kararlaştırdı..."[6]Aynı bilgi VII yüzyıl "Fredegar kroniki"nde (Langbaerte) de vardır. Kutsal İyeronim tarafından Truva Savaşı hakkında bilgilere dayanarak, müellif frankların kökeni hakkında hikayeler ekler. Fredegar onları eserinde Makedonyalılar, Frigiyalılar, Latinler, Türkler ve Troyalılarla birlikte İlionlu gibi sunuyor. Fredegar, kendi şecerelerini Troyalılardan götüren Frankları en cesur bir halk gibi sunarak yazıyor: "...İşte Frankların kökeni. Priam onların ilk hükümdarları olmuştur. Tarihi eserlerde denir ki, ...sonra Franklar ikiye bölündüler. Onların (boylarının bir) bölümü Makedonya'ya yollanarak orada yaşayan halkı yardıma çağırdılar. Zira, komşu aşiretler onları sıkıştırdılar ve bu halktan onlar isimlerini benimsediler. Franklar çok savaşarak tüm Asya'yı dolaştılar ve sonra Avrupa'ya geçtiler. Onların bir bölümü Tuna, Okyanusla Frakiya arasında yerleştiler. Onlar Torkvot adlı birisini kendilerine kral seçtiler ve ondan da topluluk Türk adını aldı... (! - Yazar)."[1]Fakat, 1190-1264 yılları arasında yaşamış olan Vincent de Beauais da, Fransa kralı IX. Luis’e “Speculum Historie” adlı eserinde olgusal bir kullanarak Türklerin Truva/Troyalı olduğunu ifadə ediyor[2]

Eski olaylar hakkında Homer ise şu bilgileri vermektedir. Truva - Yunan Savaşı sırasında Ilion hükümdarı Priam müttefiklerine başvuruyor:

             Priamın muhteşem şehrinin cesitli müttefikleri vardır

             Çeşitli dilliler yere dağılmış ...

             Pirxem eğri yaylı peonlara başkanlık ediyordu.

             Amidon ülkesinde yaşayanlardır ki,

             Orada geniş Aksiy akıyor.

             Aksiy (ki), temiz suyu ile kutsal toprağı doyuzduruyor ... (!-Yazar;Rusçadan çeviri benim).

Araştırmacılara göre, Strabon ve Ammian Marsellin[3]tarafından o bölgede anılan Aksiy, Makedonya'da akan nehirdir.[4]Bilindiği gibi, sadece Türk dillerinde çay isimleri "sel, sey, siy, su" olarak kullanılıyor. Homer'in bilgisinden de açıktır ki, Aksiy çay adıdır. Buna göre "Aksiy" çay isminin Türk dilinden "Aksu" gibi açıklaması yapılabilir. İlginçtir ki, Anadolu'daki haliplere Rumların saldırısından bahseden Ksenofont da “Anabasis” eserinde Arpasu çayı hakkında bilgi veriyor.[5]

Titus Liviusun bilgisine gore, Truva'nın düşüşünden sonra ellinlər iki troyalı - Eneas ve Antenora kendi adamları ile birlikte şehri terk etmeye izin verdiler. Her iki şahıs Vened /venetlərə/ başkanlık ediyordu. Antenor Alp dağlarına doğru, Eneas ise önce Sicilya'da, oradan ise Lavrent vilayetine taşındılar. Görüldüğü gibi, Troya nüfusunu "As" adlandıran Sturulsondan farklı olarak Titus Livius onları Vened adlandırıyor. Bununla da anlaşılıyor ki, kaynaklarda anılan "As" ve "Vened" isimleri aynı halkın çeşitli isimleridir. Bazı araştırmacıların isteyinden bağımsız kaynaklar As/alanları Türk kabul ederler.[6]Yazılı kaynaklarda  Venedler de Türk-bulgarlar olarak kaydediliyor. Örneğin, Musa Horenli de Venedleri Bulgar Türklerine ait ediyor.[1]Bu karşılaştırma Müslüman ve Yahudi kaynakları ile de doğrulanmıştır: Hudud el-Alem - V.n.nd.r; Masudi - W.l.n.dr; Kardizi - N.n.d.r; Yahudi-Hazar yazışmasında - W.n.n.tr .[2]Kaynaklarda bu karşılaştırma böyle doğrulanıyor:

Tasit -  «... / Venedler/ ... haramiler gibi dağlarda ve ormanlarda dolaşıyorlar ....».

İyordan  -  «... /Venedler/ şimdi bizim günahlarımızdan dolayı her yerde zülüm ediyorlar ... ».

M.Xorenli - «... Vagarşak, Kafkasya eteğinde ... yaşayan vahşi gelmeleri /Venedleri/çağırarak ... onlara haramilik ve insanların sürmesinden el çekmeyi emrediyor ....».

Nestor -  “Siyah Bulgarlar gelseler, onları bırakmaması için Rus Knyazına hüküm ederiz. Aksi takdirde, onların ülkesine de hasar vururlar”.[3]Biz bu söylenenlere ilave olarak 455 yılında "Vened" adı geçen vandalların Roma'nı yıkmasını dikkate alırsak, bununla ilgili tüm bilgiler yerini tam bulmuş oluyor! Söylenenlerden anlaşılan şudur ki, Roma'nın kurucuları olan Rom ve Rem kardeşleri ve onların patrisileri soy bakımından Türk-bulgarlar olmuşlar. Öte yandan, tüm bu bilgiler Kafkasya ve Balkan albanlarının aynı soydan olmasının kanıtıdır. Fark sadece ondadır ki, Kafkasya'da kalan albanlar kendi Türk dilini koruyabildiler. Troya ve İlliriya'ya gelenler ise asimile olarak sadece kendi isimlerini koruyabildiler.

 M.Ö. XIII yüzyılda Küçük Asya'da Frigiya devletinin yükselişi başlar (Φρυγία, Lat. - Phrygia, Türk - Frigya). Araştırmacılara göre, frigiyalılar Anadolu'ya Balkanlardan köçmüşler. M.Ö. X- VIII yüzyıllarda Frigiyanın ve efsanevi kralları Gordiyin onuruna adlandırılmış başkenti Gordiy/Gordionun yükselişi başlar. Bu toponimin Yunanlara ait olmaması artık fazla zamandır ki, araştırmacılar tarafından doğrulandı.[4]Ama dikkate alırsak, "on" eki Gordion sözünde toponim formant rolünü oynuyor. Bu durumda şehrin diğer adı olan "Gordiy" adında bu rolü "iy" eki yürütecek ki, o da Türk dilinden alınma "iy/ey/ay/oba" ekidir. Bu söz daha sonra Yunan dilinde özel isimlerde isim eki gibi kullanıldı (Tesey, Gordiy, Menelay ve d.). Bundan dolayı "f/t" harf değişimi (F-r-k, T-r-k) "Türk" anlamına geliyor ve bu nedenle biz Gordion/Gordiy adında "kurt" anlamını görüyoruz. Bu inancla bağlı türkler arasında isim koyma yaygındır. Örneğin, ülke - Gırdman, Bulgar - saqlab şehri Hurdab, Kartil/Kartli, Gandzak/Gazaka/Gence; tayfa - kurtogur/kurtoguz, utigur, burgundur; özel isimler - Feofanda Türklerin başkanı Gord, Asparuh Han'ın babası Kurt/Kubrat ve diğerleri.[1]Belirtelim ki, ister Azerbaycan, isterse de Anadolu Türklerinde çok yaygın müzik ladlarından biri de Şur destgahıdır. Azerbaycan destgahında şubelerin biri Şehnaz adlanıyor ve o da kendi kuruluşuna göre frigiya ladı ile aynıdır.[2]

Yunan mitolojisinin ünlü kahramanlarından biri Hirakl/ Herkül'dir (Ήρακλης). Efsaneye göre, Herkül Zeus'un ve insan/kadın Alkmenanın oğludur. Efsanede Alkmenanın kocası Amfitrion savaşta olduğu zaman Zeus Boğa suretinde ona gelmiş ve burada üç gün kalmıştır. Amfitrion döndükten sonra Alkmenanın iki oğlu oluyor - İfikl kendi kocası Amfitriondan ve Herkül - Zevsdən.[3]Heraklius'un doğumu hakkında konuşan Herodot yazıyordu: "Herkül duymuş ki, o on iki tanrıdan biridir. Aksine, Ellada eserinde bilinen başka Herkül hakkında ben Mısır'da hiçbir bilgi alamadım. Fakat, Mısırlıların Herkül isminin Yunanlılardan değil, aksine Rumların Mısırlılardan (alması) hakkında bende çok kanıtlar vardır(!!!-Yazar). Ama Hirakl'in her iki ebeveyni - Amfirtion ve Alkmena aslen Mısır'dan idiler" (Herodot, II: 43). Efsaneye gore, Herkül hem de İskitlerin babasıdır ki, bu topluluk adı altında da kaynaklarda Türk - bulgarlar öngörülüyor.[4]Birincisi, söylendiği gibi, lidiyalılar Zevsi Tarkvini adlandırıyordular. Bu isimde "t~r" kök seslileri görülüyor ve bunun başlangıcı "Tur" ile ilgilidir. Gördüğümüz gibi, Zeus Alkmenanın yanına boğa suretinde geliyor. Efsaneye gore, Zeus Kasırga tanrısı, ışık başlangıcıdır. Yunan mitolojisinin Zevsi Hirakl'in babası kabul etmesi ise bir anlamlı olarak Ήρακληςadındaki "ακλ" kısmını Türk "oğul" anlamı ile ilgili olduğunu gösteriyor. Aynı kısmı biz İfikl isminde de görüyoruz. Yunan baş harfi «Ή/eta» grafik düzenlemesinin Latin "H" harfinin yapısını andırıyor. Fakat, Yunan dilinde "h" harfi yoktur ve burada "e" sesini bildiren "Ή" kalın nefes öncesi bildiren "h" ile telaffüz ediliyor. Böylece, Yunan mitolojisinde ΉρακληςZeus'un oğlu olduğu için Latin yazılış kurallarına göre bu isim "h" Erakl gibi anlatılmalıdır. Yunan mitolojisinde Zeus'un bu tür "babalığı" bu "h" Erakl ismindeki "ışık" anlamını bildiren "er/ar" içeriği ile doğrulanmıştır.[5]Bu "ακλ" ve onunla bağlantılı olan "oğlan" sonraları Latince'ye "klan/aşiret"[6]anlamında çalıştırıldı. Bu benzetme Yunanca olan Sofokl (müdrikin oğlu), Patrokl (babanın oğlu) ve diğer isimlerle de doğrulanıyor.

Şimdi ise Yunan esaretinde olan Herkül/Ήρακλης("h" Erakl)adını Türk dastanlarında olan Alının oğlu Köroğluadı ile mukayese edin. Destanda onun gerçek ismi Farsça "aydınlık" anlamına gelen "Rövşen /روشن" dir . "Al" kökü ve onunla ilgili olan "Alı" ismi türk dilinden "yüksek, aydınlık" olarak çevriliyor. Retasizm/lyambdaizm dil yasasına göre "Ar/Er" oluyor ve bu kelimenin bir anlamı da "erkek" demektir. Dikkat edersek görüyoruz ki, ister Yunan esatirinde, gerekse türk destanında her iki kahraman dağ inancı ile ilgilidir. Yunanlarda bu Olimp, Türklerde ise Çenlibel dağlarıdır. Kuşkusuz, dağ inancı, efsanevi baba gibi birçok halklarda dahil Türklerde de yayılmıştır.[1]Raslantı değil ki, Hz. Musa (a.s) Sina dağında Allah ile görüşüyor, Hz.Muhammed'e (s.a.v) vahiy Nur Dağı'nda veriliyor. Bazı düşüncelere gore, Alı ilk zamanlar dağla, dağın ruhu ile bağlıydı.[2]Fakat, "al" içeriğinin "ışık" anlamına geldiğini kabul edersek (söylendiği gibi, "alı" adı fiziksel özelliklerine göre yüksekliğe doğru yönelen "nur" ile kapalı), o zaman bu sözün bileşimi olan Altay/Aladağ/Alatau/Aratta "dağlık ülke" anlamına gelen toponim ve oronimlerde görüyoruz. Bu "yüksekliği/üstünlüğü" biz Arap "alâ" ön koşmasında da görüyoruz. Fakat, dikkate alındığında Yunan düşüncesine göre "Olimp" zirvesi Zeus/Papay (Baba)'ın önderliğinde Yunan tanrılarının mekanı idi. O zaman anlaşılıyor ki, Alı (Işık) İslam'dan önce Türklerde Tanrı/Kuarın isimlendirmesi idi. Bunları dikkate alarak demeliyiz ki, eski dönemde Avrasya coğrafyasında "al" içeriği ile bir çok isimler kaydedildi (Ellada, Elippi, Erdebil, Arnavutluk → Albaniya/Arran). Bunlarda göründüğü gibi, Türk düşünce tarzının ürünüdür. İşte, bu felsefeden de şimdi Altın Irmak adlandırdığınız ve Türkçeden "Işıklı su" gibi yorumlanan "Άλος/Halis" nehrinin ismi oluşmuştur. Metateza özelliklerini dikkate alırsak, kuşkusuz hazırda Yunan eki olan "ος→ os/us" o Türkçe "aydınlık" "is /sıcak/; iş /ışık/" anlamından oluşmuş ve sonraları o Yunanca'da ek rolünü yürüttü.

Ama burada başka gelişmeler de ortaya çıkıyor. Işığın fiziksel özelliklerini dikkate alarak demeliyiz ki, enerji pozitif ve negatif yüklerinden oluşmaktadır. Bu tür teklik dahilinde "ikilik" eski Türk düşünce tarzında adım adım, küçükten topluluk isimlerine kadar geçer. Örneğin, Köroğlu'nun Gırat ve Dürat isimli atlarında olduğu gibi. Bu ikilik sistemi kaynaklarda Türk tayfa adlarında da görülüyor (beyaz Hunlar, siyah Hazarlar, beyaz Sabirler (sabartoy aspaloy), beyaz Saqlablar (bulgarlar), beyaz ve siyah Kumanlar ve diğerleri.[3]Bu tür düalizm dağ adlarında da görülmektedir (Alatau(Yalta)/Karadağ Kırım'da, Alatava/Karadağ Bakü'de, Aladağ/Alatey (Aratta) / Karadağ Urmiye ve Van gölleri arasında).

Yukarıda belirtildiği gibi, Herodot Hirakl'in Mısır'dan olmasına işaret ediyor. Fakat bilinmektedir ki, Mısır doğal kaynaklara sahip değildir. "Köroğlu" Türk destanına göre, Rövşene "semavi" kılıç veriliyor ve Alının vasiyeti ile onun adı "Mısri" konulmuştur.[4]İlginçtir ki, Arapça "şehir, başkent" bildiren "mısra" ismi "massara" fiilinden alınmadır. Buisimtesniyebiçiminde Kufe ve Basra için de kullanılıyor.[5]Ama yazılı kaynaklarda Assuriyanın kuzeyinde Büyük Zab nehri boyunca, Anadolu'nun doğusunda ve Azerbaycan topraklarının güneybatı sınırları boyunca "Musru" istasyonu kaydediliyor. I Tiglatpalasarın salnamesinde denir ki, onun Musruya karşı seferi sırasında Kumanlar (! - Kıpçaklar- yazar) musrululara yardım ederek, ona karşı isyan ettiler. Kumanların başkenti Kumenu şehri Büyük Zab üzerinde Müsasir'den güneyde bulunuyordu.[1]Hangi aksi argümanların getirilmesine bakılmaksızın "Kuman" ve Urmiye civarında yaşayan "Kuti" boylarının isminde "ku-/işıq" anlamında parçacık kullanılıyor. Onu da biz Kuar/Tanrı adında görüyoruz. Urartu ise Kuar/Tanrının eşanlamı "Haldi" idi. Bu sözde biz yine de "ışık" anlamına gelen "al" kısmını görüyoruz. Olguların bu tür dizilişi "mısra/Musru" isimlerinin doğrudan "Ateş Tanrısı - Alı/Zeus/Ra" ile bağlılığını kanıtlıyor. Belki de Ra ile ilgili olduğu için "mısra" sonraları bilim ve eğitim merkezi oldu.

İlginçtir ki, yerde daha çok "göktaşı demir" hakimdir. Tellür demire yer koşullarında tesadüfi durumlarda rastlanır.[2]Raslantı değildir ki, Kur'an'ın 57 inci Suresi "Hadid/Demir" adlanıyor. Örneğin, belirli kelimelere antropomorfik “k” soneki eklenebilir. Bu durumda, ismin "insanlaşması" oluşuyor - Sparta + k, Mazda + k, Saqcı + k (Rüstem). Düşünüyorum ki, biz Türk "demir" sözüne ismi geçen "k" sonekini eklersek, o zaman Yunanlıların kullandıkları «δημιουργός/demiurg», yani "kozmik metali çalışan demirci" anlamına gelen söz oluşacaktır. Herakl ve Köroğlu dastanlarını kıyasladıkta, yunanlardan farklı insanın nasıl ve nerede ilk kez demir kullanımı hakkında bilgi elde ediyoruz. Bunun temelinde ise eski Yunanlılar Türk "demir" kelimesini kullanarak, ondan demirci karakteri yarattılar.

Bu bilgileri doğrulamak için Asurluların "yılan yuvası" anlamına gelen "Müsasir" kelimesine müracaat edelim. Urartu (Anadolu'nun doğusunda, Azerbaycan'ın batısında) buraya "Ardini", yani "Ardi tanrının evi" denilirdi.[3]Urartu'nun ilahları Haldinin (urart. Dhal - di) baş tapınaklarından biri burada bulunuyordu.[4]"Haldi" kelimesinin şimdiye kadar anlamı tam açıklanmadı. Bazı durumlarda onu kafkasya dillerinde "hal-/sema, gök" anlamına benzederek kafkas kökenli olduğunu düşünüyorlar.[5]Bu ise onun sadece zahiri açıklamasıdır.

Dikkate alırsak, Haldi isminde "h" harfi kelimenin öncesinde ekli sestir (örneğin, altın ülkesi «Harali» Sümer destanı ve sonraki kaynaklarda «Aralı, Arallu» gibi veriliyor;[6]veya ivritce "bu” anlamına gelen "ze/זה" şahıs zamiri, Araplarda onun bedeli “هذا/ haza” olarak kullanılıyor. Türk dillerinde aş/haşhaş → Rusca kaşa'dır. Ardini sözü ikihecalıdır (ar+di). Zira, her bir "nur" fiziksel özelliğine göre olumlu ve olumsuz yüklerden oluşmaktadır. Bu kelimenin ikinci soneki "Ardini"nin ilahi mahiyetini gösteriyor ve Yunanlarda "Işık" anlamına gelen "Theos/Zeus, Dei»-«Tanrı» kelimesi ile ilgilidir. Birçok dillerde neologizmlerin oluşumunda bustrofedon veya "ayna yansıması", palindrom yöntemlerinin geniş yayılmasını dikkate alırsak, görebiliriz ki, hindavropalıların kullandıkları "Deo/Rus. deva/kız/" → Theos /Zeus, Dei (Işık)» - "Tanrı" kelimesi aslında metatezaya uğramış Türk "Od" kelimesinin neologizm seçeneğidir (Örneğin, Deo/Deva → Veda - arilerin kutsal şarkıları). Raslantı değil ki, Rumlar Zevsi Türk / İskit dilinde "Papay" da adlandırırdılar.[1]Böylece, Αλαρόδτοι(Etnik) ~ Ardini ~ (H)aldı isimlerinin karşılaştırılması retasizm - lyamdaizm temelinde «al-/ar-» evezlenmesinin görsel kanıtıdır ki, onun da ilk anlamı Tanrı, Nur, Işık demektir. Bunun temelinde dayanan "Alı" (Köroğlu'nun babası) karakteridir .

Yunan mitolojisinin önemli kahramanlarından Zeus'un ve Mnemonsinanın kızları olan Muzalardır (bilim, şiir ve sanat tanrıçaları). Onların adını Herodot "Tarih " eserinin bölümlerinde kullanıyor. Harfi anlamda «müze/museion" "Muzaların uğrak yeri" demektir. Burada kullanılan "ey/ev" Türk mekan/oba anlamını yansıtıyor. Onu da bu sözde "on" "mekan" eki doğruluyor.

Anadolu'dan geçen dağ zirvesi Tavrdır. Kaynaklarda "tavr" adı ile topluluk da kaydediliyor (Herodot IV: 43, 71).[2]Bu sözü biz Kentavr ve Minotavr adlarında da görüyoruz. Herodot'un bilgisinden biz sadece onların dağlarda, doğal barınaklarda yaşaması hakkında bilgi elde ediyoruz. Şüphesiz, dağlar doğal sığınaktır. Örneğin, Arapça «t-w-r/طور»  - "sığınak, istihkam" demektir.[3]İngilizce «tower (tauer)» birkaç anlam veriyor (kule, istihkam, qazamat). Ama "Tavar /davar kelimesinin daha yaygın kullanımı "büyük/küçük boynuzlu hayvan, emtia, emlak, istihkam" anlamlarda Türk bölgesi yayılmıştır. Sonraları Slavlarda bu sözden "Tvorets (Tanrı), tovariş /arkadaş/, dobro /mal/, tovar/eşya/" anlamlar oluşmuştu. Bu söz üzerine sonraları Ermenilerde "touar → dorg → δορεα(emlak, çeyiz) kelimesi oluşmuştu.[4]Elatçılıq çiftlik ile ilgili bu ada biz sadece Türk titulaturasında rastlıyoruz. Alp Elteber Hazarlarda, Yıltıvar - Bulgar – saqlablarda. [5]Tüm bunlara dayanarak belirtilmelidir ki, burada yazılış biçimlerine bakılmaksızın "Tur/Boğa/ Rus. Бык (Bık)/ Boğa / → Бог (Bog) /Tanrı/ " anlamı seziliyor. Onun yahudi ve arap (« תורא/ tora/boğa ve sur / "ثور») ve hindavrupa (tur/ağ) seçenekleri Türk düşüncesi ile ilgili olarak "kasırga ile toprağın canlanması" demektir.

Bizim için bu konuda ilginç anlar Herodot'un, Ammian Marsellin ve XII yüzyıl yazarı Yevstafinin hikayelerinde saklıdır. Yevstafi Pont çevresinde yaşayan halklardan konuşarak kaydediyordu: "tavr kavmi /kendi/ adını boğa hayvanın isminden almıştır. Zira, orada Oziris boğayı bağlayarak toprağı şumluyordu."[6]Mısır mitolojisinde Osiris inek veya inek boynuzlu olarak tasvir edilen İsida/İzida'nınkardeşi ve kocası vardı.[1]İlginçtir ki, "Kitap ilmi - n - Nefî" eserinin yazarı "boğa" adını "ut", Mahmut Kaşkarlı ise "ud" olarak veriyor.[2]

Belirtildiği gibi, İsida'nın zahiri görünümünü "inek" olarak kabul edersek, bu durumda onun adındaki "ud" sonekidir. O, "inek", "is" ise onun ilahi mahiyetinden kaynaklanan "ışığ"ın tecessümüdür ("İs (ışık) + ud (inek) → Işıklı inek). Bu nedenle, İsida isminin Mısır dilinden "taht /ISET" gibi açılışı onu mitolojik mahiyetini açmıyor. Söylenenleri Herodot'un hikayesi ile de onaylamak olur. O yazıyor: "Temiz boğaları ve danaları Mısırlılar her yerde kurban getiriyorlar. Aksine, inekleri onlara kurban getirmek yasaktır. Onlar İsidaya ithaf edilmiştir. Çünkü İsida (ellinlerde İonun açıklaması gibi) inek boynuzlu kadın olarak tarif ediliyor ve tüm Mısırlılar tüm heyvanlardan daha çok inekleri gösteriyorlar." (! - Yazar) (Herodot, I: 41). Herodot'a göre ise İo yani Mısırlılarda İsida / inek, İnahın kızıydı (Herodot, I: 1). Bu nedenle, söylenenleri doğrulayan Ammian Marsellinin bir bilgisine bakalım. Eserinin 22 inci kitabında Karadeniz kıyısından konuşurken Marsellin yazıyor ki, "... Bosfor adını ona göre taşırlar ki, bir zamanlar İnahın kızı şairlerin dediği gibi, ineğe çevrilerek İyon denizine ... geçti." (! - Yazar).[3]Kitabın açıklamasında ise denir "βοοςπορος/ Öküz geçidi" demektir. Bu da Türk "buzağı/dana" sözü ile ilgilidir.[4]Bu inanc ise "Bizans" adının oluşmasına neden oldu. Bakü'de bu inancla bağlı Buzovna köyü vardır. Şu anda orada "Ali ayağı", yani "Alev ayağı" olarak bilinen pir vardır. Tüm bunlar Argosun başında Türk asıllı sülalenin durduğunu söylemeye esas veriyor.

Böylece dikkate alırsak, Zeus'un, ışığın maddi düzenlemesi Boğa ise ve o, muzaların babası ise, bu durumda "b/m" harf değişimi sonucunda "buz (av)" "muza" gibi okunuyor. Bu yüzden de Romul ve Rem'in efsanevi babası Eneyin ismi de bu "İnek"dir.

Girit - Miken kültürü ve Homer dönemine ait bilgilerde cesitli savaşlar hakkında bilgiler vardır. Onları döneminde "sinoykism", yani Attika boylarının Atina etrafında birleşmesi oluyordu. Efsanelere gore, sinoykism ilk kez henüz M.Ö. II binyılda Tesey tarafından yapılmıştır. Artık o, Attikanın özgür nüfusunu üç Silke dağıtır - yevpator (topluluk başkanı, soylular), geomor (çiftçiler) ve yukarıda bahsettiğimiz demiurglar. Eğer biz "yevpator" ismindeki "Pater" adını "ihtiyar, baba" olarak kabul edersek, bu durumda "ev" kelimesi Türkçe "ev/oba" anlamına geliyor. Bu ise, aşiret başkanının durumunun tam tersidir. Öte yandan biz Türk dilinde "b/p" harfinin protez olmasını dikkate alırsak (örneğin, ol → (b) ol, işık/g → (p) işik / (b) işik), bu durumda "Pater" kelimesinin başlangıcı Türkçe "ata (r) /ocağın koruyucusu", yani “baba” demektir. Onun da seçenekleri kaynaklarda "oder / azer" gibi yansıdı.Tüm söylenenleri dikkate alarak demeliyiz ki, Yunan kültürünün temelini Türk tefekkürü düzenlemiştir. Bu da Truva, Frigiya, Bizans, Bospor ve diğer isimlerle doğrulanmıştır. Onların da temelinde Türk düşüncesine dayanan "Tur / Buz (av) / İnek" inancı dayanıyor.

Kaynakça

Adile Ayda “Etruskiler türk mi idi?”, Ankara 1974.

Alekper Alekperov, «On the problem of autohtonity of the Turkic population of Garabag”, Sosial bilgilər, c. 1, Bakı 2000.

Алекпер Алекперов, “Кадусии как древнейший тюркский этнос Азербайджана”, Dirçəliş – XXI əsr, 148-148, 2010.

АлекперАлекперов,«По поводу происхождения некоторых названий”Türkologiya, sayı 4, Bakı 2011.

Алекпер Алекперов, “Тюрки Азербайджана”, Şərq-Qərb,Баку2011.

А.П.Ковалевский,“Книга Ахмада ибн Фадлана о его путешествии на Волгу в 921-922 гг”, Изд. Наукова Думка, Харьков1956.

Амиан Марцеллин, “Римская история”,Изд. Алатейя,Санкт-Петербург 2000.

Асохик, “Всеобщая история”СтепаносаТаронскогоАсохика по прозванию писателя XIстолетия, пер. Н.Патканова,Москва1864.

Azərbaycan tarixi atlası. Y.M. redaktəsi ilə, kartoqrafiya fabriki, Bakı 2007.

Б.Б.Пиотровский,“Ванское царство (Урарту)”, Москва 1959.

Dasxurans, “The history Caucasian Albanians “ by MovsesDasxurans by C.J.Dowset., London 1961.

Д.Г.Редер,“Pоль Муцацирского храма в экономике Урарту и Ассирии в VIII  в. до н.э.”, Вестник древней истории,№1, 1987.

Hudud al-Alam, The region of the world, By V.F.Minorsky,  London 1937.

İ.Harmatta, “Proto-Iranians in Central Asiya in the 2-th millenium B.C. (lingvistie evidence)”, Этнические проблемы истории Центральной Азии в древности, Наука, Москва 1981.

И.М.Дьяконов, ”Ассиро-вавилонские источники по истории Урарту”,  АВИИУ, Вестник древней истории, sayı 1-3, 1951.

И.М.Меликишвили, “Урартские клинообразные надписи”,Вестник древней историиплемен”, Вестник древней истории,№ 1,1948.

Иордан,“О происхождении и деянии гетов. Getika”, Под ред.Е.Ч.Скрижинской,Изд. Восточная литература,Москва1960.

История Армении Моисея Хоренского,Новый перевод Н.О.Эмина (с примечаниями и приложениями),Посмертное издание,Москва1893.

История Европы в восьми книгах с древнейших времен до наших дней,Под ред. Голубцова Е.С., т.1,Изд. Наука,  Москва 1988.

J.Kafesoglu,Bulgarlarn kökeni, İstanbul 1965.

Гомер,“Иллиада”,Пер. Н.Гнедич,Москва1978.

Корнелий Тацит,Анналы, Малые произведения, Пер. А.В.Бобович, Изд. Наука, Ленинград 1970, с. 90, рр.1-15.

Л.Д.Гиндин,“Древнейшая ономастика Восточных Балкан (фрако-лувийские и фрако-малоазийские изоглоссы)”,Изд. Болг. АН.,София1991.

 

Ələkbər Ələkbərov

 

Tarix üzrə fəlsəfə doktoru


“Özbək və Azərbaycan tarixinin ümumi sorunları” mövzusunda növbəti diskussiya keçiriləcək
22:39 / 08-03-2017
Turan İmperiyasının tarixi və mahiyyəti. II yazı
19:11 / 23-02-2017
Turan İmperiyasının tarixi və mahiyyəti. I yazı
19:08 / 23-02-2017
Lozanna konfransı – Türkiyənin dünəni və bu günü
22:26 / 10-01-2017
Türkçülüyün kiçik Turanı: Azərbaycan Cümhuriyyəti! II yazı
23:36 / 09-01-2017
Böyük Monqol Xaqanlığının gizli qəhrəmanları – 1 Subutay BahadırBöyük Monqol Xaqanlığının gizli qəhrəmanları – 1 Subutay Bahadır
22:15 / 20-11-2016
ƏNVƏR PAŞANIN SON MÜCADİLƏSİ
11:26 / 17-11-2016
Türkiyədə Cümhuriyyətin qurulduğu ilk dövrlərdə dünyəvilik probleminin ideoloji əsasları
18:50 / 07-11-2016
TÜRK MƏNŞƏLİ NUMİZMATİK MORFEMLƏRİN DİAXRONİK-DİALEKTOLOJİ ASPEKTLƏRİ
22:41 / 28-10-2016
Ələkbər Ələkbərov: Türk tarixinin qapalı səhifələri (2-ci hissə)
13:10 / 05-10-2016
Ələkbər Ələkbərov: Türk tarixinin qapalı səhifələri (1-ci hissə)
20:42 / 04-10-2016
Erməni yalanlarını ifşa edən qədim türk damğaları
21:37 / 11-09-2016
Oğuz xan - Aran əsilli Misir fironu
10:06 / 03-09-2016
Ukrayna Ermenileri ve ya Ermenileşen Kıpçaklar
11:28 / 25-07-2016
Türk-İslam dünyasına çağırışlar və cavablar. Yeni Turan fəlsəfəsi
00:00 / 06-07-2016
Səlahəddin Əyyubinin Türklüyünə dair ən ciddi mənbələrdən biri
23:49 / 14-06-2016