BÜTÖV AZƏRBAYCAN OCAQLARI
TÜRK HALK İNANCINDA IŞIK VE YA KURT KULTU DESEN SANATINDA

22:10 / 12-06-2017   /   baxış - 239

Doç. MUHAMMEDHÜSEYİN HÜSEYİNOV

Azerbaycan Devlet Ressamlık Akademisi

 

TÜRK HALK İNANCINDA IŞIK VE YA KURT KULTUNUN DESEN SANATINDA SİMGESEL YANSIMASI OLARAK  GEOMETRİK YATAY-DÜZ VE KESİK ÇİZGİ

Sanat yapıtları üzerinde belirgin sembolik değerlerin oluşturulmasında geometrik yatay-düz ve kesik çizgilerin çeşitli biçimlerinden geniş oranda yararlanılmaktadır. Bilindiği gibi, eski yapı örneklerinde belirli anlamsal ifadeler genelde semboller ve desenli simgeler kullanılarak tanımlanmıştır.

Desen sanatında yatay-düz çizgi anlayışının anlamı yeterince öğrenilmediğinden simgesel açılımlarının gizli kalmasına ve yanlış çıkarımlarda bulunulmasına neden olmuştur. Bu çizgilerin bağımsız veya birleşik, ama çeşitli biçimlerde tasvirleri Türk halklarına özgü etno-inançların simgesel içeriğinin zenginliğini yansıtmaktadır. Bu açıdan geometrik yatay-düz ve kesik çizgilerin gerek işaret, gerekse de yanışların yapısındaki ifadesel tasviri ve anlamları gelişigüzel açıklanamaz. Türk düşüncesinde doğa olayları ve onların yaşamsal öğeleri yansıtılmakla kutsal kabul edilmişlerdir. Bu açıdan, Türk halklarının mitolojilerinde doğanın başlıca varlıklarının yansıtılması naturalist yönden sade, basit ve karmaşık olmayan işaret ve yanışlar düzeyinde tanımlanmışlardır.

Türk merasimleri kutsal yaradılışı simgeleştiren değerlerin belirginliğiyle dikkat merkezindedir. Söz konusu bu simgeler giysilerde, sancaklarda, çadır duvarlarında, halılarda ve diğer yapılarda kendi yansımasını bulmaktadır. Türk halklarının işaret ve yanış tarihinde çeşitli sembolik tasvirler yer almaktadır.

Yatay geometrik düz çizgi işareti de Türklerin kutsal addettikleri Güneş olgusunun yansıması olarak değerlendirilmelidir.

Türk haklarının düşüncesinde Güneş olgusunun başlıca üç özelliği dikkati çekiyor:

- Güneşin kendisi

- Güneşten ayrılan ve yatay-düz çizgi boyunca yayılan “şüa” (ışın)

-Ve “gün”ün, yani ışığın görünümü.

Her üç özellik görünen ve duyusal içerik taşıyor. Bu açıdan güneşin her üç özelliği yaşamsal bir güç tarafından idare olunmasında Türklerin anlayışında oldukça önemli bir hikmet değeri taşıyordu.

Türkler Güneşi daire, ışınlarını yatay-düz çizgi, işığını (nurunu) ise ok uçları olarak işaretliyorlardı. Her üç özelliğin yansımaları doğada gözlemlense de kotlandırılmakla tasvirlerde çeşitli motif özellikleri kazanmışlardır. Bu da sade ve basit anlamlı işaretlerin daha karışık görünüm kazanmasına neden olmuştur.

Mitolojik açıdan bakıldığında işaret sistemleri arasındaki paralelliklerin bulunması bir dizi simgelerin tanımlanmasında önemli ölçüde etkililer. Nitekim, yukarıda da belirttiğimiz gibi, “şüa” tanımlanmasının yatay-düz çizgi olarak tasviri bir takım yanlışların açıklanmasında önemlidir.

Genellikle, Türk halklarının mitolojik belleğinde “ışık”  kultunun önemli yeri bulunmaktadır. Oğuznamelerde tüm yaşamsal değerler neredeyse şüa ve ışık üzerinden tanımlanır. Nitekim, Güneş ateşinin taşıyıcısı ve yere ulaştıran anlamında ışın hareket ve yaşam kaynağı olarak fiziksel bir olay olarak tanrısal özellik taşımaktadır. Işık gerek zerre, gerekse de dalğa özelliklidir. İşaret değeri olarak da Türk-Oğuz tarihinde önemli yer edinmiştir. Türk halklarının anlayışından Yer`le Güneşin asossyatif karşılaştırılması sırasında yatay geometrik düz çizgi şüa olarak, Ay`la Yer`in assosyatif karşılaştırılmasında ise yatay kesik çizgilerle “ay nuru” ve ya “çırak” simgesinde yansıtılmıştır.

“Tan” sözcüğü parlak ışık aracılığıyla çık, kalk, yüksel anlamında Güneşin hareketine aittir. Rus dilinde “den” (gün) sözcüğü de buradan gelmektedir. Dan-çık, den-yeşer, dın-görün, Dan Yıldızı – Oğuz[1] ve çeçitli anlamlarda sözlü bellekte yaşamaktadır.

Tan yeri, Şafak (şüa) atmosferde bir ışık olayıdır.[2] Bu olayı Oğuz`la ilişkilendiren söz konusu “ışın”dır. Çünkü, uyuyan Oğuz`un uyanması Güneş ışınlarını çadır kapısını yararak içeri düşmesiyle başlar. Tanrının emriyle Güneşin Oğuz`la sihirsel bağları “ışın” aracılığıyla Kurt`la simgeleşmiştir. Burada Güneş ışınlarının “yarmak” özelliği yatay-düz çizgi biçiminde olan ışının ücluğu halinde yansıtılmıştır. Bu “yaruk” adıyla Oğuz lehçelerinde kullanılmaktadır. Bu, “çırak” gibi ışın saçarak yol göstermesi bir anlamda Kurt simgesi ile bağlılığını açıklamaktadır.

“Yaruk” ile “sırak” çeşitli biçimde seslenen, fonetik kökeni farklı, ama aynı içerikli sözlerdir. Yaruk sözünün kökü “yar”, “ışıklı”, “ışık yaymak”, “parlak”, “ışıklı olmak” anlamına geliyor. Kelimenin fonetik açıklamalarından biri de “çar” – “ışıklı”, “çırak”, “çarıt” (işıklandırmak)tır. Bu açıklamalardan anlaşılan şu ki, ışık “yaruk”, “sırak” ve onların kökünde yer alan “yar”, “sir”, “çar” aynı sözcüklerdir. Türk dillerinde “y/ç” ses değişimi dolayısıyla bazı Türk tolumlarında yar “çar” (ışın), “şar, sır, sir” olarak okunuyor. Tüm bunlar yar, çar, sir, sırak, yaruk, çırak sözüklerinin içerik itibariyle aynı olduğunu göstermektedir.[3]Kelime “ışın”ın hava katlarını yarıp toprağa ulaştığı yaruk gibi, bir anlamda çırak gibi aydınlandığının gerek fiziksel ve gerekse de ilahi durumunu açıklar. Nitekim, Kurt simgesinin Oğuz`a izçilik etmesi ışık`la olasıdır. Uyğur “Oğuzname”sinde Oğuz`un dünya fatehi olmasına Kurt (aşina) öncülük etmektedir.

Türklerin tarihinde Kurt totemi bin yıllar boyu önemli unsur olmuş ve sembolik sistemlerde boz kurt, kurt yüzü, kurt başı, kurt ayağı, kurt izi ve benzeri tanımlamalar yer edinmiştir. Tüm bu işaretlerin kurtla ilişkilendirilmesi, onun ışık sembolü olarak tanımlanmasını zorlaştırmıştır. Bu nedenden bazı halıların ismlendirilmesinde söz konusu tanımların gerçek ismi unutulmuştur. Ama, boz kurt işareti her zaman için kafakarıştırıcı ve bir o denli merak uyandırıcı anlamlar taşımaktadır. Burada boz sözünün birkaç açıklaması bulunmaktadır. Nirekim, sözcüğün bir anlamının da rengle bağlılığı da gözden kaçırılmamalıdır.

Boz kurtveya gök kurt (kök kurt) yalkuzak olup, belirli zamanlarda ortaya çıkmaktadır. Yani, diğer hayvanlar gibi doğada yaşamıyor, ancak hükümdar olacak insana gözükmüktedir.

Oğuzname`lerde Oğuz`un uyanış ile birlikte bir soyağacı oluşturması da “ışın”la bağlıdır. Onun her iki eşinin varlığı “Güneş”in ışınlarıyla birlikte ayndınlanır, belirginleşir. Destanda da belirtildiği gibi, “genlerden bir gün Oğuz Kağan bir yerde Gök Tanrı`ya dua etti. Karanlık çöktü, Gökten bir gök ışın indi. Güneşten ışıklı, Aydan parlaktı. Oğuz Kağan yürüdü, baktı ki ışının ortasında bir kız var, yalnız oturuyor”.

İşın(yaruk) Yer`de Güneş gibi parlak kıza dönüşmekte, ışık kıza çevrilmekte ve Oğuz Kağan onunla evlenmektedir.[4]

Eski inançlarla bağlantılı olan bu açıklama, Gök`ten inen ışık parçası (yaruk) Güneş`in parçasıdır. Onun içindeki kız ise Güneş`in insan biçimini almış halidir. Oğuz bu ışık (yaruk) kızla evlenmiş ve üç oğlu (Gün, Ay, Yıldız) olmuştur. Oğuz`la ışığ`ın evliliğinden doğulan çocukların isimleri de ilgi çekicidir. Her üç çocuğun Bozok`ların ataları olduğu Türk tarih kayıtlarında yer buluyor.

Güneş ışını tüm cisimlerin üzerine düşerek onu aydınlatan ve harakete geçiren özelliğe sahiptir. Tüm Yeryüzü varlıklarını ışık, sıcaklıkla, aynı zamanda Güneş`in kendisini dahi Yer nuru ile besleğen ışın Tanrı`nın denetimindedir. Bu açıdan kutsal kabul edilen canlı ve cansız dünyanı Güneş`le bağlantı içende tutan olgu da budur. Azerbaycan Türkleri`nin inancında Güneş`in simgesi olarak ocak ve ateş kutsaldır. Bazı mitolojilerinde hatta tüm olguların Güneş`le ilişkilendirildiğine tanıklık ediyoruz. Malesef, ateş`in kutsal kabul edilmesini ateşperestlik olarak tanımlayan bilginler, Tengriçilik inancının varlığını gözardı etmişlerdir. Onlar, ışın halide Oğuz`un yanına gelen boz kurt`un birlşetirici, kutsal kurtarıcı, yol gösteren, çırak ve ateş olarak Türklerin en kutsal totemi olduğunu unutmuşlardır.

“Dede Korkut” Oğuznamesi`nde en eski boylardan birinde Kazan Han`ın kurtla (ışınla) bağlılığı bunu kanıtlar. Kurt yüzünün kutsal olduğunu “Karabaşım kurban olsun kurdum sana” biçminde Kazan Han`ın sözleri ve kendi kökünü onunla özleştirmesi açıklıyor. Nitekim “Dede Korkut” Oğuznamesi`nde “Ay” ve “Güneş”i tasvir eden Arslan, Kara Boğa ve Kara Buğra`nı “üç canavar” gibi tanımlayan “Kanlı Koçaoğlu Kanturalı” boyunda kurt totemine verilen öncelik şu açıklamalarda da kendi karşılığını bulmaktadır: “Meger Trabzon tekfurunun bir göklü mahbub kızı vardı, sağına-soluna iki çift yay çekerdi. Attığı ok yere inmezdi. Ol kızın üç canavar kalınlığı kaftanlığı vardı, her kim ol üç canavar yense, öldürsü kızını ona verecem deyip, vaatta bulunmuştu. Yenemezse kafası koparılsın”.[5]

Burada “üç canavar kalınlığında kaftan” tanımlaması öylesine seçilmemşitir. Nitekim, bu tanımlama kutsal gücün Güneş`le bağlılığını açığa vurmaktadır. Sarı Donlu Selcan isminin anlamında da Güneş olgusunun özellikleri kendini göstermektedir. Sarı – güneşin rengidir, Selcan ise Güneşin ışınlarının sel gibi hızlı hareketini, Don ise ışığın çıkması anlamına gelmektedir. Onların kaftan (giysi) olarak üç canavar biçiminde tasvir edilmesi “ak kurtun”, “ulaşmağın” ve “varmağın” simgesi olarak tanımlanır.

Sarı Donlu Selcan katun vuslata varmak için Kanturalı Güneş`i sembolize eden aslanı, boğanı ve buğranı yenmek zorunda kalıyor. Onların Kanturalı tarafıdan yenilmesi adeta onun “üç canavar kalılığında kaftan” geymiş Sarı Donlu Selcan`ı, yani Güneş`i yansıtan dişi kurtla kavuşmasını simgelemektedir. Burada Yaruk`un (ışın) kurda dönüşümü ve ya üç canavar kalılığında kaftana dönüşümü mitolojik anlayışta “yenilenme” ve “izcilik”le uzlaşıyor. Bu da Oğuzname`lerde kendi kanıtını çeşitli biçimlerde bulmaktadır. Oğuzlar`ın zor dönemlerinde yardımına ulaşan ve Tanrı tarafından ışın biçiminde kendini açığa vura Güneş-Börü (kurt) inanç sisteminde ilkinliğin aktarılmasıdır. Oğuzname`lerde çatışma yöntemleri “izcilik” ve “çağırı” unsuru belirginleşerek Oğuzlar`ın yaşamına etki ediyor.

Oğuz doğan kurdun Güneş sembolu olarak mitolojik özelliğini gözleri önüne getirerek şunları söyler: “buyan (mutluluk) bizim tamğamız, gök börü-kurt uranımız olsun”. Adeta Oğuz boylar ittifakının devamlılığı için bu iki nesneye sığınır. Bunlardan ilki askeri seferlere öncülük eden gök börü (Güneş), diğeri ise

Resim.3                          mutluluk sembolü buyan`dır. Buyan sözcüğünün kurtla birlikte anılması, muhtemel bir bağlılığa işarettir. Buyan bir dizi eski kitabelerde mutluluk, bereket, nimet gibi açıklanıyor.[6]

Öte yandan metinde tamğa sözcüğü de geçiyor. Bunun mutluluk ve nimet bahşetici olduğu vurğulandıktan sonra kurdun “uranımız”, yani yol gösterenimiz olması belirtiliyor. Burada ilk önce tamğa sözü geçtiğinden, muhtemelen bu ok biçimi ışın işaretine aittir. Nitekim, boz kurt yaruk`un, yani ışının içinden çıkar ve yol gösreteceğini söyler.Işın`ın belgelenmesi ve kutsal sayılarak tanınması için ona yatay-düz çizgi biçiminde ok ucu şeklinde tasvir edilmesi doğaldı. Biz bunu sonrakı tarihsel dönemlerde bazı Oğuz boylarının tamğaları ve sancakları üzerinde yer almasından anlıyoruz. Kurt ve bir takım vucut kısımlarını sembolize eden işaretleri günümüzde halı yanışları arasında buluyoruz (Resim 1, 2, 3).

Güneş sembolü olan kurda tapınmanın izleri Azerbaycan`ın bazı bölgelerinde günümüzde de sürdürülmektedir. Eski bir atasözünde şöyle deniliyordu: “Kurda sövmek olmaz”, “Kurdu görəndə salavat gətirin”. Her iki değim kurdun mitolojik dünya ile bağlarına göndermedir. Eski inançlarda “göğsü şişen kadına kurt çanağı ile vurulursa, kadın iğileşiyormuş”. Veya “hamile kadına kötü ruhların dokunmaması için yastığının altına bir parça kurt derisi koyarlardı”.

Çocuğu yaşamayan kadınları kendilerini ve çocuklarını kurt derisinin içinden geçirirlerdi. Eski inançlarda, kurdun çalınan nesneni bulduğu iddia edilirdi. Bir şey kayboldukta şöyle derlermiş: “şu şeyi kim aldıysa bıraksın yerine, aksi halde kurt ayağı (halılarda özel bir elementtir – Resim 4) getirtip, bulduracağım”. Kurdun kafa kemiğinin olduğu ev dokunulmaz kabul ediliyordu. Kurt dokunulmaz olduğundan oraya ok atılmaz, ateş açılmazmış. Sürü sayıldığında kurt için hayvan ayrılıyordu.[7]

Resim.4                                  Kurda bağlılığı yansıtan ilginç bilgilerin birinde aktarıldığına göre, ölmüş kurdun çenesini çıkarıp kırmızı bir parçaya sarır kuruturlardı. Çok ağlayan, hasta çocuğun iyileşmesi onu aynı kurdun ağzından (çenesinden) geçirirlerdi. Bunun gibi, korkutan hastalanmış çocukların iyileşmesi için mavi beze sarılmış kurt çenesinden yararanıyorlarmış.[8]

Kırmızı ve mavi rengli beze sarılan “kurt çenesi”nden halk tıbbında yararlanan eski Türkler, aynı çenennin sembolize edilmiş biçimii halıların kompozisyon oluşumunda büyük bir ustalıkla yansıtmışlardır (Resim 5-6). Halı elementleri arasından kullanılan kurt sembolü iyileştirici, kötülüklerden koruyan özellikleri ile yer bulmuştur.

Güneş`ten farklı olarak Ay geceni temsil ettiğinden onun ışın`ı yatay kesik çizgilerle işaretlenir. Azerbaycan Türkleri`nin inancında Ay yaradıcı alemle bağlantılıdır. Türkler Ay`a Ay Dede, Ay Baba diyorlardı. Türk yaradılış destanlarında büyük liderlerin doğumu genelde Ay`l ilişkilendirilir.[9] Örneğin Cengiz Han`ın soyu Ay ışığından yaranmıştır. Onun ulu annesi Alan-kova`nın gece çadırına inen Ay ıçınlarından hamil kaldığı belirltilir. Bu aynı zamanda Ay`ın erkek özelliği taşığınıda simgeler.[10]

Oğuzlar`ın kendi köklerini Ay`a bağlayan bir dizi mitolojileri bulunuyordu. Tüm Oğuz boyları Dib Yavku Han`ın büyük oğlu Kara Han`la Ay Kağan`ın izdivacından türemişlerdir. Bu icdivacın Ay ışını aracılığıyla gerçekleştiğine inanılırdı. Eski Türkler`in inanç sisteminde ışın, kökenine bakılmaksızın verimlilik ve ışık yaradan vasıta olarak kabul ediliyor. Bu açıdan Güneş`i ve Ay`ı, hatta ışını bulunan bir çok varlıkları kutsal addetmişlerdir. İlginçtir, mitolojilerinde Oğuzlar`a öncülük eden yaruk Güneş`ten, Ay Kağan ise Ay ışınlarından doğmuştur. Bazı Türk kavimlerinin Ay`a kutsal varlık gibi bakmasının başlıca nedeni de budur. Azerbaycan coğrafyasında ortaya çıkan eski bir siyasi oluşum olarak Albanya`da Ay Tanrısı`na inancın sembolü olarak Strabon bir takım hususları zikr ediyor: “Albanlar`ın Ay Tanrısı`na saygısı o denli büyüktür, ki onlar İberya ile sınırda bulunan dağda onun onuruna muhteşem Ay tapınağı inşa etmişler”.[11] Tapınağın hangi amaçla yapıldığı kesin belli olmasa da, bu Albanlar`ın çok önceleri Ay`la bağlı inançlarının varlığına göndermede bulunmakta ve Ay`ın bereket ve bolluğu simgelediğini göstermektedir. Tapınağın Ay tanrıçası ile bağlantısı onun Türk halklarının inancında Umay kuşu olarak tanımlanmasında kendi açığa vuruyor.

Umay hakkında belirli bir tasavvur oluşturması açısından onun Humay kuşu ile mitsel bağlarına değinmek gerekir.[12]

Humay kuşları, özellikle de tüm insanları, hatta yurdu ve vatanı koruyucu ilahelerdir. Bazı Türk toplumlarının inancına göre, Umay bol ürün almak, hayvanların çoğalmasıyla direk bağlantılıdır.[13] Humay kuşu ile Umay tanrıçası sadece mitsel açılardan değil, aynı zamanda kökensel olarakta birbirleriyle ilişkilidirler. Bir takım araştırmaçılar Umay`ı kökensel olarak İran mitolojisiyle açıklama eğilimindeler.[14]

Uzmanlar Umay`la Humay`ın köken itibariyle aynı olduğu kanısındalar. Ama, Umay`la Humay mitsel açıdan farklılık arz edirler. Azerbaycan ve İran mitolojisinde ortak mitsel zoomorfik ongon Humay kuşu olup, onun insanlara mutluluk getirdiğine inanılır. Gölgesi kimin başına düşerse, o mutluluğa ermiştir. Humay`ın Azerbaycan rivayetlerinde diğer bir özelliği daha bulunuyor. Bir inanca göre, Humay kuşu kimin başına veya omuzuna konarsa, o şahıs hükümdar olmaya adaydır.

Anlaşılan Humay kuşunun iki özelliği bulunuyor: ilki, kuşun gölgesi – nitekim, gölge Güneş ışının yansımasında oluşuyor – mutluluk ve kut simgesidir; onun gölgesi kimin üzerine inerse, o şahıs dünyada mutlak biçimde mutluluğa erecektir. Bu, kuşun ikincisi özelliğini de belirginleştiriyor. Kuş kimin kafasına veya omuzuna konarsa, o şahsa hükümdarlık ihsan edilmiştir.[15]

Humay sözcüğünden farklı oalrak Umay sözü u-uma-ay birlşemesinden oluşmaktadır. U, eski Türk dillerinde başarmak, güc olmak anlamlarınageliyor.[16] Ünli bilgin V.Thomsen bu sözü “güç” anlamında açıklar.[17] “U”nun karşılığını açıklayanlar genelde Kül-Tigin ve Tonyukuk yazıtlarındaki bilgilere öncelik tanırlar. “U” Kül-Tigin yazıtının sonuncu satırında (u-maduk), Tonyukuk kitabesinin ilk satırında güç, başarmak anlamlarında kullanılmıştır.[18] Öte yandan yine Eski Türk yazıtlarında um – anne, uma–güçlü olmak, başarmak, kudret sahibi olmak anlamlarına geliyor.[19] Kaşgarlı Mahmud da uma`nı “ana” anlamında kayda almıştır.[20]Mitsel kayıtlara iskitlerin Ay (ihıt) tanrısını “ana tanrıça” kabul ettikleri ve Ay diye isimlendirdiklerini belgeler.[21]

Ay`ın belirgin anlamı kut`la bağlayıcılığı açısından Ana kut`a gönderme yapmasıdır. Öte yandan Ay ve “Ay ışını” şu anlamlarıyla da önemlidir: iyimser başlanqıc, canlıların, varlığı genel ismi iyilik sever, iyimser ruhlar, bir takım insanlarda üstün zeka, iyini temsil etme ve başarılı insan.[22]

Ay ve onun ışın`ın mitsel düşüncede oldukça karmaşık bir görünüm arz ediyor. Öte yandan Türk halk efsanelerinde doğa felsefesiyle bağlantılı olması açısından da ilgi çekicidir.

Azerbaycan Türkleri`nin oluşumunda belirgin rol oynayan kavimlerden biri de Kıpçaklardır. Kıpçaklar`ın yaradılış destanlarında şöyle deniliyor: Bir gün sel suları dağdakı bir mağaranı doldurdu. Güneş ışınları mağaranı ısıtdı, rüzgar vurup balçığı sertleştirdi ve bir sürü sonra orada Ay-Ata isimli erkek yarandı. Bu olay bir kez daha tekrarlandı, ama bu defa Güneş ışığı az olduğundan mağaradan Ay-Va isimli kadın çıktı. Bu iki insan birlikte oldular ve çocuklarından Kıpçak soyu türedi. Burada Ay-Ata ve Ay-Va isimlerindeki “Ay” kuşksuz Ay simgesiyle bağlantılıdır. Ay-Ata ilksel ata, Ay-Va ise ilksel Va (ana) anlamındadır.[23]

İnsanları koruyan, onlara mutluluk bahşeden Ay, aynı zamanda çocuk veren, hayvanların çoğalmasına nedendir. Oğuz`un annesi Ay Kağan`ın mitsel özellikleri Umay`la bağlantılı olup, Sumerler`in Akkadlar`ın İştar`ı ile aynı özellikleri taşır. Anlaşılan Umay tarıçasının isemindeki “Ay” takısı Oğuz`un annesi Ay Kağan`la aynı içerikten ve kökten türemiştir.[24]

Güneş`in sabit, Ay`ın ise devingenliği bir çok efsanelerin başlıca konusudur. “Ay yutan kurt” (yelbegen) bu değişimlerde etken olabilir. Bu efsane Türk inancının en orjinal yönlerinden biridir.

Ay`ın üzerindeki leke Altay Türkleri`ne göre, insan yiyen devin belirtisidir. Rivayete göre, Ay, insan yiyen devi ağaçta uyurken kaçırıp gök yüzüne çekilir. Dolunay sırasında Ay`da belirginleşen koca leke dev ile onun uyuduğu ağacın tasviridir. Bazen tasvir edilen devin yedi başlı ejderha (evren) olduğu belirtilir. Bazen de söz konusu deve yelbegen ismi verilir. Yelbegenin yıldızlara ve aya zarar vereceğinden korkan insanlar Ay tutulmasını devin onu yemesi gibi tanımalmışlardır. Bu sırada ayin merasimleri düzenleğen insanlar Ay`a zarar vermemesi için gürültüler koparır, çanak-çömlekleri birbirine vurarak devi korkutmağa çalışırlar. Azerbaycan`ın bazı bölgelerinde Ay tutulması sırasında küy koparma (gürultu) merasimi son dönemlere kadar yaşıyordu.[25]

Ay`ın dolunay ve hilal biçimini alması Türk inancında kutlu kurtlar efsanesi ile bağlantılıdır. Bir Altay rivayetinde şöyle deniliyor: “Ay gözklerde gezinip, bir kap gibi yuvarlak hale dönüştüğünde kurtlar kaçışıp ondan bir parça ısırdılar ve böylece, Ay`ın hilal bişimini almasına neden oldular. Ay yaralı halde gökte gezinirmiş. Ama yaraları iyileştiğinde tekrar ortaya çıkamış”.[26]

Anlaşılacağı gibi, efsanelerin her birinde Güneş ve Ay simgesinin yüceltilmesi, insanların inanclarına etki eden ışın, ışık ve nurla bağlantılıdır. Anlaşılan tüm efsane ve rivayetlerde Güneş`in Ay`a, Ay`ın Güneş`e bağlılığı başlıca konulardan biridir. Bu halkların algısında yer edinen efsane ve inançlarda Ay`ın aydınlanması Güneş`e bağlıdır. Güneş ışınlarının (yaruk) Ay`a yansıması onun biçimini değiştiriyor, onu besliyor ve aynı zamanda buradan da Güneş ışınlarını zayıf ve soyuk halde toprağa ulaştırıyor. Bu açıdan At gece kultunun başlıca elementi olarak farklı tasvir ve işaretlerle donanmış ve insanların inançlarına etki ederek Doğa düşüncesinde yer edinmiştir.

Türk toplumlarında söz konusu varlığın Ay ismiyle tanımlanmasında Doğa`yla bağlı özelliklerin belirleğici olduğu anlaşılıyor. Türk toplumlarının algısında Ay hayretin, korkunun, ilginin, acının, merakın açıklamasıdır. Azerbaycan Türkçesi`nde Ay tanımıyla hissler, duygular, düşünceler, içsel tutkuları açıklayan çok sayıda ifade bulunmaktadır. Örneğin, Azerbaycan halkının etnik oluşumunda yer alan kavimlerden biri de Sagaylar isimini taşıyor. Sagay ismi sak-ay birleşmesinde oluşmuştur. Burada sak/sa+ok, yani yay-ok anlamına geliyor.[27] Ok tanımı Ay`ın ışınlarını yansıtarken, bu da yatay kesik çizgi biçiminde tasvir edilmiştir. O halde, Sagay “tanrısal yay-ok” anlamına geliyor.[28] Tanrısal yay-ok ise avcılığın, besin kaynağının ve Güneş`in – varlık alanının, yaradıcının kutsallaştırılmasının sonucudur. Nitekim, Güneş`in çevresine yaydığı ışınlar yay, yere ulştırdığı ışınlar ise ok olarak kavranılmıştır.[29]

Ay=A+Y – Güneş`in çıkışı ve ışıklı Tanrı ise, o halde Sagay/Sakay Güneş ve Ay anlamına geliyor. Bir takım toplumlarda soy, kavim, halk, Tanrı, insan, ulu cetlerin isimlerindeki Ay tanımının yer alması kelimenin Türkce olduğunu ve eskiden beri kullanıldığını gösterir.[30] Eski kavimlerden olan Kaşkay adı aynı içerikli anlam taşımaktadır. Muhtemelen, Oğuz kavimlerine verilen isimlerde ilksel kadın Ay Kağan`ın etkisi bulunmaktadır. Nitekim, Oğuz`u doğuran Ay Kağan, Türkler`de ev ateşinin hamisi Umay`la aynı olup ve söz konusu kultla sıkı bağlantı halindedir. O, eski çağın Türk toplumunun oluşumunun belirleğicisidir.

Ay`ın ana, Güneş`in ata olarak kavranılması aynı zamanda, Güneş`in şekil olarak sabit, Ay`ın ise devingen olmasından kaynaklanıyor. Anlaşılan Ay`ın biçim değiştirmesi annenin hamilelik (Umay) hali ile bağlantılı oluşan dönüşümün bir sonucudur.

Bir takım eski toplumlarda, özellikle de Türk halklarından mitsel ışık (ışın) karanlıktan, aydınlık kaostan, yani kibernetik anlamdan, belirginlik belirsizlikten doğar. Anlaşılan Oğuz Dan`ın (ışık), babası Kara Han ise karanlığın başlanğıcıdır. Koroğlu destanında da Koroğlu (Ruşen) aynı felsefi içeriği yansıtmaktadır.

Ay kultunun mitolojilerde yaşayan anlamları Türk halklarının yaşam ve meişetinde, duyğu ve sanatsallığında önemli rol oynar. Bu sadece, Ay`ı tasvir etmek anlamı taşımaz, aynı zamanda bu anlayış düşünceye etki edecek gücü de açığa vurur. Bunun bir hayli örnekleri bulunmaktadır.

Ay gibi nur saçmak, onun zarif ışınlarını yansıtır. Bu ışınlar gözü yormaz ve zarar vermez. Güneş`ten farklı oalrak Ay`a sakin bakışlarla uzun sürü bakmak olasıdır. Bu açıdan Ay`a çok bakan insana “Ay seni götürür” denilir. Bir takım Türk toplumlarında Ay sulu=Ay+sulu – güzel, güzel başlanğıç, güzel yaradıcı anlamında kullanılır.[31] Bazı güzelliklerin gözükmeyen ışınlarla insana etkisi diger isimlerde olduğu gibi Ay`la bağlı isimlerde da tam yansımasını bulmuştur.

Sonuç itibariyle Türk halklarının inancında geometrik yatay düz ve kesik çizgi ışın kultunun işaresi olarak unudulmuş bir çok içaretlerin ve sırların (şifrelerin) açılması açısından önemlidir. Güneş ve Ay`ın ışınları ve ışığı yaşamın özü olmakla, aynı zamanda ışık-gölge, yani hamoniya anlayışını yaradan Tanrı`nın nimetidir.

 

KAYNAKÇA

 

1.   Abdulla K., Miften yazıya ve yahud Gizli Dede Korkut, Bakı: Mütercim, 2009

2.    Azerbaycan Sovet Ensiklopediyası, Bakı 1979, c. III

3.   Cebiyev R., Erken Türkler, Bakı: Nergiz neşriyyatı, 2011

4.    Drevnetyurkskih slovar, Redaktori: Nadelyaev,V.M., Nasilov,D.M., Tenişev, E.R., Tşerbak,A.M., Leningrad: İzdatelstva “Nauka”, 1969

5.    Kaşkarlı M., Divan-i lüğat-it-Türk, Tercüme Besim A., Ankara: TDK Yay., 1941, c. III

6.    Malov S.E., Pamyatnki drevnetyurkskoy pismennosti, Moskova-Leningrad, 1951

7.   Mifi narodov Mira, Moskova: İzdatelstva “Nauka”, 1982

8.   Necef, E.N., İnanc yaddaşı (kökler ve tarihler), Bakı: İzmedia-Qanun, 2014

9.   Ögel B., Türk Mitolojisi, Ankara: TTK Yay., 1995, c. II

10.   Rcebli E., Gedim Türkce-Azerbaycanca lüğet, Bakı: Azerbaycan Milli Ensiklopediya neşriyyatı, 2001

11.  Seyidov M., Kam-Şaman ve onun kaynaklarına ümumi baxış, Bakı: Gençlik, 1994

12.   Seyidov M., Yaz bayramı, Bakı: Genclik, 1990

13. Seyidov M., Azerbaycan halkının soykökünü düşünerken, Bakı: Yazıçı, 1989

14.  Thomsen W., A Steins Manuscpitsin Türkish. “Runic” scriptfson Luran and huand, London 1912



[1]Azerbaycan Sovet Ensiklopediyası, Bakı 1979, c. III, s. 325.

[2]Eyni yer.

[3]Seyidov Mireli, Azerbaycan halkının soykökünü düşünerken, Bakı: Yazıçı, 1989, s. 24.

[4]Aynı eser, s. 367.

[5]Abdulla Kamal, Miften yazıya ve yahud Gizli Dede Korkut, Bakı: Mütercim, 2009, s. 167.

[6]Seyidov Mirali, Yaz bayramı, Bakı: Genclik, 1990, s. 75.

[7]Aynı eser, s. 79.

[8]Aynı eser, s. 80.

[9]Necef Ekber N., İnanc yaddaşı (kökler ve tarihler), Bakı: İzmedia-Qanun, 2014, s. 44.

[10]Aynı yer.s.44-45

[11]Cebiyev Rizvan, Erken Türkler, Bakı: Nergiz neşriyyatı, 2011, s. 404.

[12]Seyidov Mirali, Kam-Şaman ve onun kaynaklarına ümumi baxış, Bakı: Gençlik, 1994, s. 91.

[13]Aynı yer.

[14]Mifi narodov Mira, Moskova 1982, s. 547.

[15]Seyidov, Kam-Şaman, s. 92.

[16]Drevnetyurkskih slovar, Redaktori: V.M.Nadelyaev, D.M.Nasilov, E.R.Tenişev, A.M.Tşerbak, Leningrad: İzdatelstva “Nauka”, 1969, s. 603.

[17]Thomsen W., A Steins Manuscpitsin Türkish. “Runic” scriptfson Luran and huand, London 1912, s. 69.

[18]Malov S.E., Pamyatnki drevnetyurkskoy pismennosti, Moskova-Leningrad, 1951, s. 29.

[19]Recebli Ebulfez, Gedim Türkce-Azerbaycanca lüğet, Bakı: Azerbaycan Milli Ensiklopediya neşriyyatı, 2001, s. 52.

[20]Kaşkarlı Mahmud, Divan-i lüğat-it-Türk, Tercüme Besim Atalay, Ankara: TDK Yay., 1941, c. III, s. 92.

[21]Seyidov, Kam-Şaman, s. 93.

[22]Aynı yer, s. 93.

[23]Aynı eser, s. 94.

[24]Aynı eser, s. 95.

[25]Necef, İnanc yaddaşı, s. 72-73.

[26]Ögel Bahaettin, Türk Mitolojisi, Ankara: TTK Yay., 1995, c. II, s. 199.

[27]Seyidov, Azerbaycan halkının, s. 46-47.

[28]Aynı yer, s. 21.

[29]Aynı eser, s. 46.

[30]Aynı eser, s. 21.

[31]Seyidov, Azerbaycan halkının, s. 28.



Ə.Ələkbərov: In a name of the only God on the cross, the chrıstmas and the revelatıon of theır mythologıcal essence
22:48 / 15-09-2017
Faiq Ələkbərlinin yeni kitabının təqdimat mərasimi keçirilib
21:57 / 12-06-2017
Türkiyə çempionu "dünyanın ən çox tərəfdarı olan türk komandası Traktorsazi" ilə yarışacaq
14:36 / 08-06-2017
“Buta”, yaxud Türk xalçaçılığının hikmət xəzinəsi
23:13 / 02-06-2017
Faiq Ələkbərlinin Tanrıçılığa aid kitabı nəşr olundu
20:41 / 16-05-2017
Ankarada Türk Dünyası şairlər görüşü
21:26 / 15-05-2017
“Səlahəddin Əyyubi” mövzusunda növbəti diskussiya keçiriləcək
20:07 / 27-04-2017
“Mirzə Bala Məmmədzadə və Türk dünyası” mövzusunda növbəti diskussiya keçiriləcək
22:17 / 20-04-2017
TANRIÇILIQ FƏLSƏFƏSİ (I yazı)
20:21 / 15-04-2017
“Alparslan Türkeş və Türk dünyası” mövzusunda növbəti diskussiya keçiriləcək
22:24 / 29-03-2017
İstanbulda da Bütöv Azərbaycan tonqalı yandırıldı
23:17 / 18-03-2017
ƏTABƏTÜL - HƏQAYİQ” ƏSƏRİ VƏ XII ƏSR TÜRKLƏRİNİN ETNOQRAFİK LEKSİKASI
22:35 / 12-08-2016
Faiq Ələkbərov “Türk Yurdu” dərgisində Turan Sivilizasiyasından yazdı
23:05 / 06-04-2016
Türk Dünyası Araşdırmalar Vəqfi Bakı Atatürk Liseyi 2016-2017-ci tədris ili üçün birinci sinifə şagird qəbulu elan edib.
15:15 / 29-03-2016
Baharın tarixi anı - FİLM
23:33 / 17-03-2016
Turan Sivilizasiyası: mifdən gerçəkliyə doğru – II yazı
23:09 / 12-01-2016